Mart 29, 2019 Birbirinden Başka Kimseyle Konuşmayan İkizlerin Gizemi!

Birbirinden Başkasıyla Konuşmayan İkiz Kızların Gizemli Hayatı!

June Gibbons ve Jennifer Gibbons adlı ikiz kız kardeşler, 1963 yılında Karayiplerin, Barbados Adası’nda dünyaya gelir. İkizlerin doğumundan kısa bir süre sonra aile Galler’e taşınır. Bu ikiz kızlar hâliyle birbirine oldukça bağlıdır ama gün geçtikçe bu bağlılık gizemli bir hâl alacaktır.

Gibbons kardeşler konuşmaya başladıkları andan itibaren dış dünya ile iletişimini yavaş yavaş koparıp yalnızca birbirleriyle konuşmaya başlarlar. İlk zamanlarda aile bu durumu çok fazla önemsemez ve ikizlere özel bir durum olduğunu düşünerek normal karşılarlar.

Ancak ikizlerin yaşadığı çocukluk döneminde yani 1960’lı yıllarda Avrupa’da ırkçılık hâlâ had safhadaydı. Gobbins kardeşler de gerek sokakta oyun oynarken, gerek okulun ilk yıllarında ırkçılıktan nasibini almış ve bu dışlanmalar sonucu ikizlerin birbirlerine olan bağlılığı daha da artmıştı.

Hatta öyle ki Gibbons kardeşler kendi aralarında kimsenin anlayamadığı ‘cryptophasia’ ismini verdikleri özel bir dil geliştiriyor. Sadece bu dille konuşan ikizler küçük kardeşleri Rose hariç, ebeveynleri de dahil hiç kimseyle konuşmamaya başlıyor.

Aile bu durum karşısında hekime başvuruyor. Terapistleri 14 yaşındaki Gibbons kardeşleri birbirinden ayırma kararı alıyor ve ikiz kardeşler farklı yatılı okullara gönderiliyor. Bu ayrılışın durumu düzelteceğine inanıyorlar ancak nafile. Birbirinden ayrı kaldıkları süre zarfında ne June ne de Jennifer tek bir kişi ile iletişim kurmuyor. Tekrar bir araya gelen ikizler bu sefer kendilerini bir odaya kapatıp herkesten uzak izole bir hayat sürmeye başlıyor.

Bu süre zarfında ikizler kısa kısa hikayeler yazmaya başlıyor. Bu hikayelerden June ”Pepsi-Cola Addict” romanını, Jennifer da ”The Pugilist, Discomania ve The Taxi-Driver’s Son” romanlarını yazıyor. Cinayet ve suç temalı bu romanlar basılıyor, satışa çıkıyor ancak ikizler romanlardan bekledikleri sonucu alamıyorlar. Bu sefer yazdıklarını hayata geçirmeye başlayan ikizlerde suç eğilimi boy gösteriyor.


Ufak tefek hırsızlıklar yaptıktan sonra bir gece kulübünü ateşe verme girişiminde bulunan ikizler önce hapse daha sonra akıl hastanesine yatırılır. June ve Jennifer Gobbins 14 sene boyunca akıl hastanesinde yatar ve bu süre içinde ikizlerde olumlu yönde hiç bir değişiklik olmaz.

İkizler bir araya geldikleri bir gün, içlerinden birisi artık birimizin normal bir hayat sürmesi ve bunun için ikimizden birisinin ölmek zorunda olduğunu söyler. Hatta Jennifer bir röportajında: ”Birimiz yakın zamanda ölecek, çünkü buna karar verdik.” der.

İkizler başka bir kliniğe transferleri esnasında tekrar bir araya gelen ikizlerden Jennifer, June’ın omuzlarında uyur ve bir daha uyanmaz. İlk başta kalp krizinden öldüğü düşünülen Jennifer’ın otopsi sonucunda ilginç bir şekilde ölüm sebebi bulunamaz.

Jennifer’in ölümü sebebiyle sorguya alınan June; ‘‘Kardeşim ölmesi gerekiyordu, birbirimize zarar veriyorduk ve artık hayatıma devam edebilirim.” der.

Bir röportajda ise şunları söyler;

”Artık birbirimize karşı ezeli bir düşman hâline gelmiştik. Birbirimize olan bakışlarımız bile kin ve nefret barındırıyordu. Sürekli bunun ne zaman biteceğini ve ne zaman normal bir hayat sürebileceğimi düşünüp durdum. Gölgem olmadan yaşayabilir miydim? Yoksa yavaş yavaş ölür müydüm? Sanırım bunu yakında öğreneceğim…”

June Gibbons, kardeşi Jennifer öldükten kısa bir süre sonra akıl hastanesinden taburcu edilir ve toplumsal alanda eskiye göre daha olumlu davranışlar sergiler ve şuan Batı Galler’de yaşamını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir