Temmuz 1, 2019 Stockholm Sendromu Nedir?

Stockholm Sendromu Nedir?

Stockholm Sendromu kısaca rehinenin rehin alan kişiye duyduğu sempati, duygusal yakınlık veya aşık olma duygusudur. Dünyada bu sendromu yaşamış çok sayıda rehine vardır, yani öyle bir iki değil. Ayrıca bu sendromun konu alındığı veya içinde geçen bir çok dizi ve film vardır mesela son dönemlerde oldukça popüler bir dizi olan La Casa De Papel’de bu sendroma değinilmiştir. Bunun yanı sıra meşhur filmlerden Zamana Karşı, King Kong, V For Vandetta gibi yapımlar diğer örneklerdendir.
Peki bu Stockholm Sendomu nereden çıktı ve neden bu isim verilmiş;

İsveç’in Stockholm kentinde 23 Ağustos 1973 tarihinde saatler 10:00’u gösterdiğinde iki soyguncu Kreditbanken isimli bankaya girdi, içeride 4 kadın çalışan vardı. Soyguncular paraları alıp bankadan çıkana kadar polisler bankanın etrafını sardı. Üstelik bu soygun İsveç’teki televizyonlarda canlı canlı yayınlandı ve bu tarihte bir ilkti.
Etrafı sarılan soyguncular çıkamayınca rehinelerle birlikte içeride kaldılar ve rehineler yüzünden poliste müdahele edemeyince rehin alma işlemi tam 5.5 gün boyunca devam etti.

Bu süre boyunca rehineler ve soyguncular arasında konuşmalar ve sonrasında pozitif bir iletişim oldu. Rehinelere göre soyguncular artık iyi insanlardı ve soyguncuların tek istedikleri çıkıp gitmekti, hayat koşulları onları bu soygunu yapmaya itmişti. Rehineler soygunculara 5.5 gün boyunca hiç bir zorluk çıkarmamış ve hatta soyguncular lehine destek vermek istemişlerdir.

Soygunun gerçekleştiği andan 131 saat sonra polis gaz bombalarını atarak bankaya girdi. Ancak polisleri şaşırtan bir şey vardı, rehineler de polise karşı direniyordu. Operasyon neyse ki kazasız sonuçlandı ve rehineler pek kurtarılmak istemese de kurtarıldı.

Daha sonra rehineler mahkemede soyguncuların aleyhine tanıklık yapmayı reddetti, onlara desteklerini sürdürdüler ve aralarında para toplayıp soyguncular çıktığında bu paralarla soygunculara destek oldular. Dört kadın rehineden biri bu olaydan sonra nişanlısını terketmiş, soyguncunun hapisten çıkmasını beklemiş ve daha sonra onunla birlikte olmuştur.

Psikiyatr Nils Bejerot, bu olanları yargılamak yerine onları anlamaya çalışmış ve daha sonra bu yaşanan sıra dışı duygusal bağlılığa ”Stockholm Sendromu” adını vermiştir.

Artık 5.5 gün boyunca rehineler ve soyguncular ne konuştu, ne dertleri vardı, bu 4 kadın nasıl böyle etkilendi bilinmez ancak başta söylediğimiz gibi bu olay ilki ve sonuncusu değil, dünyada benzeri bir çok örneği yaşanıyor.
Peki siz bu sendrom hakkında ne düşünüyorsunuz?
Olası mı yoksa delilik mi?

Benzer İçerikler;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir