Çok Okunanlarİlginç Bilgiler

Tambora Yanardağ Felaketi ve Kelebek Etkisi!

Tambora Yanardağı Felaketi ve Kelebek Etkisi!

Yaklaşık 200 yıl kadar önce, 1815 yılında meydana gelen ve insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan Tambora Yanardağı Patlamaları, birçok açıdan dünyada muazzam etkiler bırakmıştır. Bir yandan gezegenin dengesini bozan ve yüz binlerce insanın hayatına mal olan bu felaket, diğer yandan savaşlar bitirmiş, bazı önemli icatlara ön ayak olmuş ve hatta Frankenstein, Vampir gibi, klasikleşen korku romanlarına ilham kaynağı olmuştur. Peki nasıl mı?

Tambora Yanardağ Felaketi ve Kelebek Etkisi!

Tambora Yanardağı, Endonezya’nın Sumbawa Adası‘nda bulunan ve bugün hala aktif olan bir volkandır. Nisan 1815’teki patlamaları öylesine şiddetliydi ki, bazı patlamaların sesi 2000 kilometre ötedeki Sumatra Adası‘ndan duyulmuş, 4300 metre yüksekliğindeki dağ, patlamalardan sonra 2850 metreye kadar düşmüştür.

Ardı ardına gelen bu yanardağ patlamalarının ilki 5 Nisan 1815 tarihinde gerçekleşmiş, günler boyunca aralıksız devam eden patlamalar 10 ve 11 Nisan tarihlerinde en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. Volkan Patlama Endeksi‘ne göre 7 ile derecelendirilen bu patlamalar, milattan sonra 180 yılındaki Taupo Gölü felaketinden bu yana, bu dereceyi alabilmiş tek volkan özelliğini taşımaktadır. Tambora yanardağı patlamaları sırasında ilk birkaç gün içinde yanardağın yakınlarında yaşayan yaklaşık 11 bin insan hayatını kaybetmiş ve sadece 26 kişi hayatta kalabilmiş olsa da, asıl büyük felaketler daha yeni yeni başlıyordu.

Tambora yanardağı felaketler zinciri;

Çünkü bu yanardağ patlamaları 3 aydan fazla bir süre boyunca, 15 Temmuz’a kadar devam etmiş, sonucunda dağın yüksekliği 1,5 kilometre kadar düşmüş, duman emisyonları yaklaşık 5 ay boyunca, Ağustos ayının sonlarına kadar devam etmişti. Saçılan küller ise ilk önce çevredeki yaban hayatı ve bitki ekosistemini yerle bir etti. Yanardağın yaydığı büyük parçacıklar yakındaki yerleşim yerlerine düşmüş ve köylerdeki evlerin üstü kapanacak kadar külle kaplanmıştı. Bazı raporlarda ise okyanus yüzeyinde yüzen külün, bir metreyi aştığı geçmektedir.

Sonraki aylarda, atmosferde kalan küller insanların solunum yollarını etkiliyor, külle kirlenen su şiddetli hastalıklara neden oluyor, o bölgede hayati öneme sahip pirinç tarlaları ise insanları zehirliyordu. Nitekim sonraki aylarda yaklaşık 85 bin insan daha, hastalık ve kıtlık gibi nedenlerden dolayı hayatını kaybetti.

Üstelik bu felaket sadece Endonezya’yı değil tüm dünyayı etkisi altına almıştı, özellikle de Batı Avrupa’yı. Örneğin Londra’da uzun ve parlak gün batımları yaşandığı, gökyüzünün rengarenk, ışıltılı ve bazı zamanlarda da kapkaranlık olduğu kayıt altına alınmıştı. Hatta William Turner ve David Friedrich gibi o dönemin ünlü ressamları, birçok eserinde gökyüzünü kızıl ve karanlık olarak resmetmişti.

Savaşlar ve icatlar;

Avrupa bu felaketin etkileri ile çok yakında yüzleşecek iken aynı zamanda da savaşlar ile mücadele içindeydi. Napolyon Savaşları olarak adlandırılan bu savaşlar yaklaşık 12 yıldır Avrupa’yı birçok açıdan zorluklara itmişti. Fransa İmparatoru Napolyon, 1815 yılının Haziran ayında Belçika’ya bir saldırı düzenledi. Waterloo Muharebesi olarak tarihe geçen bu savaştan önce bazı kaynaklarda Napolyon’un; ‘Yarın hava çok güzel olacak.’ dediği geçmektedir. Ancak son sözü Tambora Yanardağı söyleyecekti.

İlgili İçerik: Tarihin en ilginç savaşı; Karanşebeş Savaşı!

Volkandan yayılan küller çok fazla yağmura neden olmuş ve savaş alanı adeta bataklığa dönmüştü. Napolyon Ordusu, toplarını çamurda ilerletmekte zorlanmış, piyade ve süvarilerine gerekli takviyeyi zamanında yapamamıştı. Nitekim, hava koşulları savaşı önemli ölçüde olumsuz etkilemiş ve Napolyon, savaşı kaybetmişti. Öyle ki 12 yıl boyunca devam eden Napolyon Savaşları patlamadan sadece birkaç ay sonra sona ermiş ve ardından da Napolyon tahttan indirilmiştir. İngilizler tarafından Helen Adası’na mahkum edilen Napolyon, ölene kadar da bu adada yaşamıştır. Doğrudan olmasa da Tambora Yanardağı, Napolyon’un tahttan indirilmesinde bile etkili olmuştu.

Fakat yanardağ asıl etkisini bir sonraki yıl 1816 yılında gösterecekti…

Patlamalar, volkanik kış olarak adlandırılan küresel iklim anormalliklerini meydana getirmiş, küllerin tüm dünyaya yayılması ile dünya ısısı düşmüş ve 1816 yılının ‘Yaz Yaşanmayan Yıl‘ olarak tarihe geçmesini sağlamıştır.

Avrupa’daki çoğu ülke savaş nedeniyle kıtlıkla mücadele ederken, bir yandan da yazın yaşanmaması ürünleri daha fazla etkilemiş ve Avrupa, en karanlık dönemlerinden birini yaşamaya başlamıştı. Bu kasvetli yıl en çok da Fransa, Almanya, Avusturya ve İsviçre’nin Alp bölgelerinde etkili olmuştu. 1816 yılı dünyada Yaz Yaşanmayan Yıl olarak tanımlansa da, Almanya’da ekonominin çökmesi, kıtlık ve açlık nedeniyle birçok dilenci ortaya çıkmış ve Almanlar 1816 yılını ‘Dilenci Yılı’ olarak adlandırmışlardır.

Fakat bu felaket bazı güzel icatlara da yol açmıştı. Özellikle ulaşım amaçlı kullanılan atların kıtlık nedeniyle ölümleri o kadar çoğalmıştı ki, 1817 yılında Alman Mucit Karl Drais tarafından yükleri çekmek için bisiklet icat edildi. Karl Drais bu bisikletinde ilkel bir arka fren bile geliştirmişti. İcat ise hızla popülerleşmiş, bir iki yıl içinde Amerika ve İngiltere’de bisikletin taklitleri bile yapılmaya başlanmıştı.

Tambora Yanardağı Felaketi ve Kelebek Etkisi!

Tambora Yanardağ Felaketi; iklimlere, savaşlara, icatlara ve sanata kadar birçok etki bırakmıştı, ancak belki de en büyük etkisi Dünya Edebiyatı‘na olan katkılarıydı.

Dünya Edebiyatı’na katkıları;

O dönemlerde çok ünlü bir şair olan Londra doğumlu Lord Byron başarısız bir evlilik ve ensest dedikodulardan kaçarak Cenevre‘ye taşınmıştı. Burada bir villa kiralayan Lord Byron bazı arkadaşlarını ve sevgilisini buradaki evine davet etti. Davetliler şu şekildeydi; Lord Byron’ın genç sevgilisi Claire Clairmont, Claire’in üvey ablası Mary Shelley, Mary’nin eşi Percy Shelley ile bebeği William Shelley ve son olarak da Lord Byron’ın arkadaşı John William Polidori idi.

Edebiyat ile yakından ilgilenenler için bu isimlerin bazıları tanıdık gelmiş olacaktır. Mary Godwin ise aslında ünlü Frankenstein romanının yazarı Mary Shelley. Ancak o zamanlarda 19 yaşında genç bir kızdı ve Percy ile henüz evlenmediği için, Shelley adını almamıştı.

Nitekim yazsız geçen 1816 yılında Cenevre’de de havalar hiç iyi değildi. Şehir, seller ve kıtlık ile mücadele ediyordu. Davetliler adeta eve mahkum olmuşlardı. Lord Byron ise bu kasvetli günleri fırsata dönüştürecek bir fikir ortaya attı ve davetlilere şunu söyledi;

”Her birimiz bir hayalet hikayesi yazacağız.”

Bu fikir daha sonra adeta bir yarışmaya dönmüş ve evdeki herkes hikayeler yazmaya başlamıştı. Nitekim aralarındaki bu küçük oyun, ortaya birçok önemli eserin çıkmasına vesile oldu.

Ev sahibi Lord Byron dünyanın sonu ve kıyamet teması üzerine Darkness yani Karanlık isimli şiir kitabını yazdı.
Mary Shelley, kaleme aldığı bu korku temalı hikayesinde, o sıralarda bulunduğu Cenevre şehrinin yanı sıra Alp dağlarından, düşen yıldırımlardan ve kötü hava şartlarından bolca söz etmiştir. İki asır önce yazmış olduğu bu kitap bugün hala birçok okur tarafından korku romanlarının mihenk taşı olarak kabul gören Frankenstein’dı!

İlgili İçerik: Gerçek Frankenstein Giovanni Aldini ve Deneyleri!

Bol gök gürültülü ve fırtınalarla dolu geçen günler yazar ve şairlere doğrudan ilham olmuştu. Frankenstein romanının yanı sıra, John William Polidori ise Yazsız Geçen Yıl‘dan ve güneşin görünmemesinden ilham alarak, güneş ışığında yaşayamayan bir yaratık ortaya çıkardı ve Vampir‘i yazdı.

Edebiyat tarihine geçen bu üç önemli kitap, 1816,1818 ve 1819 yıllarında basılmış zamanla da efsaneler arasına girmiştir. Tambora yanardağı her ne kadar dünyaya talihsizlikler ve ölüm getirse de, diğer yandan birçok katkı sağlamıştır.
Nitekim her sebep bir sonuç doğurur, bazen birden fazla…

Instagram | Uygulama | YouTube | Destek Ol

Bu Yazıyı Paylaş veya Bir Arkadaşına Gönder;

Yorumlar